Sağlık Turizmi, kısaca tedavi amacı ile yapılan seyahatlerdir. Başka bir ifadeyle, sağlık turizmi, fizik tedavi ve rehabilitasyon gereksinimi olanlarla birlikte uluslararası hasta potansiyelini kullanarak sağlık kuruluşlarının büyümesine olanak sağlayan turizm türüdür. (Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tanımı)

Sağlık hizmetlerinden faydalanmak için uluslar arası sınırları geçerek bir ülkeden başka ülkeye seyahat etmektir. Ayrıca, sağlık hizmeti sunucularının sağlık bakım hizmetlerini vermek amacıyla uluslararası seyahat etmeleri de sağlık turizmi kapsamına girer. (Wikipedia-encylopedia’ nın tanımı)

Kaplıca veya diğer sağlık merkezlerine seyahat eden kişinin fiziksel iyilik halini geliştirmek amacıyla yapılan ziyaret. Bu kapsamda fizik terapi, diyet kontrol ve ilgili sağlık hizmetleri verilir (Dünya Turizm Örgütü’ nün tanımı)

  • İleri tedaviler ( Kardiyovasküler Cerrahi, Radyoterapi, cyberknife vb. )
  • Transplantasyon
  • İnfertilite ( Tüp bebek İVF uygulamaları )
  • Estetik Cerrahi
  • Göz, diş, diyaliz tedavileri vb.

Termomineral su banyosu, içme, inhalasyon, çamur banyosu gibi çeşitli türdeki yöntemlerin yanında iklim kürü, fizik tedavi, rehabilitasyon, egzersiz, psikoterapi, diyet gibi destek tedavilerinin birleştirilmesi ile yapılan kür (tedavi) uygulamaları yanı sıra termal suların eğlence ve rekreasyon amaçlı kullanımı ile meydana gelen turizm türüdür. Türkiye’deki termal kaynakların termal sağlık turizmi kapsamındaki toplam yatırım kapasitesi 1.365.000 yatağa tekabül etmektedir. Termal suların debi ve sıcaklıkları itibariyle yapılan bu hesaplamalarda; Afyon 189.356 yatak kapasitesi ile Türkiye’de termal sağlık turizmi açısından en fazla yatak kapasitesine sahip ildir. Bu ili toplam yatak kapasitesi açısından Aydın 139.276, Denizli 129.287, Đzmir 101.067, Kütahya 94.910 ve Sivas 90.504 yatak kapasiteleri ile izlemektedir. Hesaplanan bu rakamlar Türkiye’deki termal sağlık turizmi açısından çok ciddi bir potansiyele sahip olunduğunun açık ve net göstergesidir. Bu kaynakların ülkenin her tarafında (deniz kenarı, ormanlık, dağlık alanlarda) bulunması, termal sağlık turizmini diğer turizm çeşitleri ile entegre olabilecek konuma getirmektedir. Termal sağlık turizminin deniz, üçüncü yaş, av, yat, golf, dağ, kış, kongre turizmleri ile birlikte değerlendirilmesi mümkündür. Birçok Avrupa ülkesindeki kür süresinin yıllık 120 gün civarında olmasına karşın Türkiye’ de bu süre 300 gün civarındadır. Kür süresinin anlamlı derecede uzunluğu termal sağlık turizmi açısından önemli bir avantajdır.

Yalova Kaplıcası Sivas Balıklı göl Denizli Pamukkale Bunların yanında; Türkiye’deki yıllık toplam güneşli gün sayısı, ortalama nem, rüzgâr ve sıcaklık değerleri gibi iklim özellikleri, termal bölgelerde yıl boyu kür faaliyetlerinin yapılabilmesine olanak tanımaktadır. Bu faktörler Türkiye’deki kür süresinin Avrupa’daki kür süresine göre 2,5 kat daha uzun olmasını sağlamakta ve termal sağlık turizminin geliştirilmesi açısından önemli bir avantaj oluşturmaktadır.

Afyon kaplıca hamamı Afyon çamurla tedavi Kütahya Yoncalı Kaplıcaları Tüm dünyada termal turizm (kaplıca, otel, kür merkezi ve kür klinikleri) tesisleri en parlak dönemlerini yaşamaya başlamıştır. Suyun en eski ve doğal tedavi aracı olması, doğal tedavi yöntemlerine olan ilgi, termal pazarın 25-75 yaş arası hasta ve sağlıklı insanlardan oluşması pazara olan ilginin artmasına neden olmaktadır.

Özellikle 19. ve 20. yüzyılda büyük bir ivme kazanan teknolojik ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak sağlık ve sosyal yaşam alanında meydana gelen iyileştirmeler sonucunda tüm dünyada ortalama yaşam sürelerinin arttığı gözlemlenmektedir. Bu artışa paralel olarak ülkelerin nüfus yapılarında da “demografik kayma” ya da “demografik deprem” denebilecek değişimler ortaya çıkmış bulunmaktadır.

İleri yaş turizmi kapsamında ülkemize gelen misafirlerimiz gezi turları ve meşguliyet terapilerinin yanı sıra bakım evlerinde rehabilitasyon hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Engelliler için de özel bakım, klinik otellerde ve rehabilitasyon merkezlerinde verilmektedir. Konunun önemine binaen Birleşmiş Milletler tarafından ilki 1982 yılında Viyana’da, ikincisi 2002 yılında Madrid’de düzenlenen Dünya Yaşlanma Asambleleri düzenlenerek BM’ye üye tüm ülkelerin bu kır saçlı akınına karşı gerekli önlemleri hayata geçirmeleri tavsiye edilmiştir.

Almanya, Hollanda, Belçika gibi pek çok Avrupa Birliğine üye ülkelerde 65 yaş ve üstü nüfus oranının genel nüfusa oranı % 20’ler civarında seyrettiği gerçeğinden hareketle Avrupa Birliği kendi bünyesinde ayrı bir birim oluşturmuş ve AB genelinde bu gelişmeleri yakın takibe almıştır. Çeşitli ülkelerde ulusal enstitüler kurulmuş, mevcut altyapıları iyileştirici ve/veya destekleyici önlemler alınmış, bölgesel işbirliğine yönelinmiş ve sosyal politikalar kapsamında ayrı yaşlanma politikaları oluşturulmuş veya oluşturulmasına başlanmıştır.

Birleşmiş Milletler ve Dünya Yaşlanma Örgütü verilerine göre şu an 600 milyon civarında olduğu belirtilen 65 yaş ve üstü bireylerin sayısının 2050 yılında 2 milyarı bulacağı öngörülmektedir. Bu artış yalnız Avrupa Ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş (şimdilerde sarsıntıda bulunan) ülkelerle sınırlı kalmamakta başta Türkiye olmak üzere geçiş döneminde ya da geçiş dönemini tamamlamak üzere olan ülkelerde de ciddi oranlara ulaşmış bulunmaktadır.

Ülkemizin çeşitli noktalarında Geriatrik Bakım Merkezleri ve Engellilerimizin rahatlıkla konaklayıp tedavi hizmetlerini alabildikleri pek çok sayıda tesis vardır.