İstanbul'un Tarihi

Üç dünya imparatorluğuna başkentlik yapmış olan Istanbul, geçmişle bugün arasında çok kuvvetli, ihtişamlı bir köprüdür. Insan eliyle sayısız müze, camii, kilise, saray ve anıt ile süslenmiş olan Istanbul'a doğa da cömertce eşsiz güzellikler bahşetmiştir. Tarihi eserlerin daha çok Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasındaki yarımadaya serpiştirildiği şehir, Sultan Ahmet Camii, Aya Sofya, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarayı, Rumeli ve Anadolu Hisarları ve daha birçok yapıyı haklı bir gururla sergiler. Istanbul'un tarihi semtleri, UNESCO tarafından insanlığın ortak mirası olarak tescillenmiş ve Dünya Mirası listesine dahil edilmiştir. Istanbul ayrıca 2010 Avrupa Kültür Başkentleri'nden biridir.

Yüzyılların, medeniyetlerin emsalsiz izlerini taşıyan Istanbul, dünyanın en eski şehirlerinden biridir. Roma, Bizans ve Osmanlı Imparatorlukları'na başkentlik yapmış olan Istanbul'un MÖ 7. yüzyılda artık çok kalabalıklaşan Atina'dan çıkan Yunanlılar'ın başındaki Byzas tarafından kurulduğu düşünülür. Kurulmasından itibaren de coğrafi konumu sayesinde de Akdeniz ve Karadeniz'i birbirine bağlayan çok önemli bir ticaret merkezi olmuştur. MS. 4 yüzyılda, Roma Imparatoru Konstantin'in başkenti Roma'dan Istanbul'a taşıması ile birlikte şehrin önemi artar. Ancak Roma Imparatorluğu'nun ikiye bölünmesi ile birlikte Istanbul, doğudaki imparatorluk topraklarının başkenti olur ve şehir, Jüstinyen'in yönetiminde çok canlı bir ticaret merkezi haline gelir. Dördüncü Haçlı Seferi sırasında yakılıp yıkılan kent, 1204-1261 yılları arasında Latin Imparatorluğu'nun başkenti olarak yönetilir. Bizanslılar, yönetimi yeniden ele geçirseler de 1071 yılından beri, doğu sınırlarındaki Türk beyliklerinin giderek güçlenmesinin yarattığı güvenlik sorunları giderek yoğunlaşıyordu. 1453 yılında Osmanlı Sultanı II. Mehmet'in Istanbul'u fethi ile birlikte de şehir, 1922 yılına kadar, Osmanlı Imparatorluğu'nun başkenti olur. 1923 yılında kurulan modern Türkiye'nin başkenti Ankara olarak ilan edilmiş olsa da Istanbul, yüzyıllar boyunca biriktirdiği tarihi, kültürel ve ticari öneminden hiç bir şey yitirmemiştir.

Avrupa ve Asya'yı birbirine bağlayan muhteşem Boğaz'ın her iki yakasındaki binalar, Istanbul'un uzun tarihini gözler önüne serer. Ahşap yalılar, estetik camiler ve gösterişli saraylar, ziyaretçilerine eşsiz bir manzara sunarlar. Tarihi yapıların yanı sıra şehrin en iyi restoran ve gece kulüplerinden bazıları da burada bulunmaktadır. Boğaz boyunca sıralanan yerleşim yerlerinin hepsine denizden ulaşım vardır. Boğaz'ı görmenin en iyi yolu, kıyılarında zig zag çizen yolcu vapurlarından birine binmektir. Eminönü'nden başlayan gezi, Asya ve Avrupa kıyılarındaki duraklara sırayla uğranarak tamamlanır. Gezinin tamamı aşağı yukarı 6 saat sürmektedir. Ortaköy ile Beyelrbeyi arasında uzanan Boğaziçi Köprüsü, Barok tarzda tasarlanan Beylerbeyi Sarayı, Boğaz'ın en gözde semti olan Bebek, 1452 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Rumeli Hisarı ve Dolmabahçe Sarayı, bu gezinin önemli duraklarından bir kaçıdır.

Dünyanın en büyük tabii limanı olarak bilinen uzun ve dar bir boynuz biçimindeki Haliç, Bizans ve Osmanlı döneminde önemli bir donanma ve ticari gemicilik merkezi idi. Bölgenin deniz taşımacılığındaki bu etkin rolünün izleri, bugün hala görünmektedir. Depolama ve gemi yapımının çevrede yarattığı olumsuzluklara rağmen gurup vakti suyun altın rengini aldığı bu yerin kıyıları, hoş parklarla ve yürüme alanlarıyla çevrilidir. Balıkçılar kıyıya bağladıkları teknelerinde balık-ekmek satarlar. Ayrıca bölgenin ıslahı için yoğun bir çevre düzenlemesi projesi de uygulamaktadır. Haliç'in ortasına doğru gidildiğinde yer alan Fener ve Balat semtlerinde, Bizans ve Osmanlı döneminden kalma ahşap evler, kiliseler ve sinagoglarla dolu sokaklar bulunmaktadır. Fener Patrikhanesi de burada yer almaktadır. Biraz yukarıdaki Eyüp, Osmanlı oymacılığının etksini altında kalmış tarihi bir yerdir. Tepedeki Pierre Loti Kahvesi manzaranın keyfine varmak için mükemmel bir mekandır.

Beyoğlu, gayrimüslim sakinlerinin çoğunlukta olduğu, inşa edildiği devrin özelliklerini koruyan, 100 yıl öncesinin Avrupa tesirli mimarisiyle görülmeye değer bir semttir. Avrupa'nın ikinci eski metrosu Tünel, halen en kısa metro unvanını korumaktadır. Bu metro ile Galata bölgesine geçmek mümkündür. Tünelin üst ucu, Istiklal Caddesi'nin başlangıcıdır. Eski tramvayların tekrar servise konulduğu, yalnız yayalara açık, eskiden Grand Rue de Pera olarak bilinen bu cadde, Cumhuriyet devrinde konsolosluklara tahsis edilen eski elçilik binaları ile çevrilidir. Caddenin iki yanında, meşhur ve geleneksel pastane, restoran ve dükkanlar sıralanmıştır. Içinde Balık Pazarı bulunan Çiçek Pasajı, her daim popülerliğini korumaktadır. Sinema, tiyatro, kafe ve eğlence yerleri ile cıvıl cıvıl bu cadde, daha sakin ve göz önünde olmayan noktalarında da gayrimüslim cemaatlerin ibadet yerlerini barındırır. Tünelin üst kısmında, Istiklal Caddesinin başlangıcındaki Divan Edebiyati Müzesi de güzel bir yapıdır. Aslen Galata Mevlevihanesi olan bu mekanda Mevleviler, her ayın ilk Pazar günü sema ederler.

Şehrin bu bölümü adını, Sultanahmet Cami'ni yaptıran I. Ahmet'ten alır. Caminin karşısında ise erken dönem Bizans mimarisinin en çarpıcı ve bilinen örneği olan Ayasofya yükselir. Sultanahmet Cami'nin yanındaki dikdörtgen alan, Romalıların at yarışları düzenlediği Hipodrom'dur. Tarihi Sultanahmet meydanının etrafında ayrıca Haseki Hürrem Hamamı, Yerebatan Sarayı, Türk ve Islam Eserleri Müzesi, Mozaik Müzesi, Dikilitaş gibi tarihi eser ve binalarla çevrilidir.

Boğaziçi Köprüsü'nün dibindeki Ortaköy, Istanmbul'un tarihi meydanalrından biridir. Eskiden balıkçıların günlük avlarını boşaltmak için kullandığı Iskele Meydanı, bugün müthiş bir canlılığa sahiptir. Bugün Çırağan Sarayı, Kabataş Erkek Lisesi, Feriye, Princess Oteli, ve cami kilise ve sinagog üçgeninde yer alan Ortaköy, Istanbul'un önemli eğlence ve alışveriş merkezlerinden birisidir.

Tarabya'dan sonraki virajdan, Boğaziçi'nin Karadeniz'e kavuştuğu noktadan, Sarıyer semti içlerine kadar elçiliklere ve şahıslara ait eski yazlıklar ve balık lokantaları sıralıdır. Büyükdere'den ayrılan dar bir yol orman içlerini aşarak, bentleri geçerek Karadeniz sahillerine, meşhur Kilyos plajlarına ulaşır. Sarıyer ve sonraki Rumeli Kavaği, vapur seferleri ile Boğaz'ı gezenlerin Avrupa yakasındaki son iskeleleridir.